Günlük hayatımızı yaşıyorduk biz sadece.
Yediğimizi, içtiğimizi, güldüğümüzü, ağladığımızı hissediyorduk. Bilinçli olarak yapıyorduk bunları üstelik. Dünya dönmeye devam ediyordu. Sular akıyordu, elektriğimiz hep vardı, rüzgar da iyi kötü serinletiyordu. Bir şeyler ters gittiğinde ise ” dünya hali”deyip geçiyorduk. Afetler sıradanlaşmıştı. Birileri öldüğünde bizden değilse üzüntümüz kısa sürüyordu. Öyle her şeyi dert edecek lüksümüz de yoktu üstelik. Çünkü ”dünya hali”ydi…Olağan şeylerdi tüm bu olanlar.
Pencereyi kapatıp, meydana indiğimizde ise;
Baktıklarımız hepimizin algılayabileceği kadar açıktı. Pencereden gördüklerimizi aslında biz yaratmıştık. Yediğimize, içtiğimize engel koyan da bizdik şimdi, soluk alıp vermemizi kısıtlayan da. Derinlerden gelen ağlama sesleri, çığlıklar… aslında bizim evimizin arka odasından gelmekteydi. Biz yapmıştık her şeyi…
Ettik bulduk…
Yeterli olanı değil daha fazlasını istedik.
Bize sunulanı arttırmak yerine diğerini yok etmeyi ve yenisini yapmayı tercih ettik. Yenisini hep başkasının yarattığı üzerine inşa ettik. Beğenmedik yıktık , orası bozulduğu için orayı terkettik. Burası da güzel deyip daha uzakları ele geçirme kaygısına düştük. Neler ektik neler biçtik? Bunların hiç birini haketmedik…(!) Yapay canavarlar yaratıp önümüze setler koyduk, ve o setleri aşmak için de başka canavarların kölesi olduk.
Ettik bulduk…
Şimdi neresinden bakmak gerek ?
Üstesinden geldiğimizi düşündüğümüz sel felaketlerini mi unutalım? Yoksa artık daha seyrek hatta belki de hiç rastlamadığımız bitki ve hayvan türlerini mi çıkarmalıyız aklımızdan? Ya da sürdürülebilir enerji kaynakları şansımızı yine elimizin tersiyle itip, çözüm olarak görülen ama dünya genelinde felaketle sonuçlanan, uzun vadeli korkutucu örneklerini yaşayarak deneyim ettiğimiz Nükleeri mi kalkan olarak kullanmalıyız? Tüketim hızımızı kesmeden, soluğumuzu hissetmeden yaşamaya devam mı etmeliyiz? Hiç birini tercih etmek gelmiyor içimizden. Doğrudan ya da dolaylı.
İnsan da doğanın bir parçası diye başlamıştık…
Doğanın bir parçası daha eksilirse…
ETTİK BULDUK !

